Kayıtlar

Şubat, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Elem

sayfaları buduyorum. ilmek ilmek. mürekkep iyi akmıyor. olay örgüsü infial ediyor sonsuzluğa. çöle ne oldu, ne oldu efendilere, mihraba? zahter yutmaktan gevreğe dönmüştü gövdesi  eskisi gibi değildi. hangimiz? kovalayacak neyi kalmıştı? yoktu. kesik kesik konuşuyordu, hatta bazen hiç. kaderine mürekkep olmuştu. kendisine bir posta kutusu yarattı ve beklemeye başladı. sadece absürt, toprağına işleyen hayaller  oradaydı. bunu çok iyi biliyordu ama diliyordu tanrıdan yine de kendine çarpık, meşrebine sadık! bir motel odasından ne çıkardı? oluşturduğu evrende kendini boğazlarken buluyordu sürekli. evet, elemi söndürmek için onunla dost olmak gerekirdi. yapraklar kıpraşmıyordu tek sandığı ladinin aslında gürleyen ikiden filizlendiğini  çok sonradan anlamıştı.

Suçlu mu Gınanın Çekildiği Ser

cevherim hakikate ters düşen yerlerde ıslanmıştır benim ve yine orada durulanmış ve kurulanmıştır bunu bilen  kendi doğrularımın olduğunu söyleyerek ölü bir yüzle geçer ve gider andan silinecek olan benim "karşı"da olmamın müsebbibi hakikatin o dayanılmaz olan ateşidir muhakkak dirayetim değil kimse bilmiyor varlığını herkes kabullenmiş öleceğini geriye sıkı bir kavrayış kalıyor sadece kuru, lalettayin, kırgın biliyorum ki inandığımım olmak istemiyorum ki ben bütün çoğul ekleri sıfatlardan ayıklarken dirayetim değil kuru bir çöl ama gınanın çekildiği ser bana kanın akacağını fısıldamadı köprünün biraz daha inceldiği o kör okyanus tarafları kuru bir çöldür bakanı olsa dahi ha yaşamaksa el-kitap öğreteceğin mâ, mâ, ne vera! vizörün naklinde şarampol olmalıdır hadsizce!

Sonsuza Kadar Ayakta

puslu bir vahaydı burada kainat yaratmak gerekirdi baştan  tekrar bakmak isteği için  insanın burada bulacağı şey  körü körüne bir yok oluştan başka bir şey değildi  / çayanlar. dört kişilerdi. her şeyi ele geçirmeye çalışıyorlardı parazit gibi insanların umutlarından nefeslerinden  beslenerek kalıyorlardı  hayatta vazgeçecek bir şeyleri yoktu  duyguları  en aşağılık insan müsveddesinin dahi vardır kendine yetecek duygusu çayanların yoktu onları Rab  lanetlemiş  vahaya atmış  diğer kullarını imtihan için  sürmüştü katlardan inancım buydu kazığı bağladığımın inancı  bunu işaret ediyordu bana evet  demiştim ilk his bir imtihanın daha  ayrılmalı kellesi artık gövdeden / evet demişti, merhamet  işlek olmadı hiç  yavan kaldı  aldırış edilecek bir şeye bürünemedi görünemedi. muhakkak  onlar için de öyle  olacaktı  dilediklerini  duymayacak gözyaşlarına aldırmayacak başlarını yaracaktı...

El Favor

iki dakikaydı hatırladın mı? 1922 Chicago'da neler kaldı aklında? anlaşmıştık değil mi? şimdi karşımda oturmuş.. ağzından köpükler saçıyorsun. hiç aklına gelmedi değil mi? senin gibi aklı geriden gelen birine ikinci bir şansı vermekle.. o kadar benzin yaktım anlıyor musun? hâlâ hatırlamamakta ısrar ediyorsun? "el favor!" yardımcı oldu mu?  hayır değil mi? ne diyorsun anlamıyorum  çıkmadan pencereyi açmamı ister misin? muhteşem bir gün batımı var. / hotelden çıktığımda istasyona uğradım  ağzına kadar dolu depoyla  arabanın gazını sonuna kadar kökledim yolum uzundu bazen gerçekten anlaşılmak gerekiyor  öteki olmamak için  kendine karşı öteki olmamak için de inanmak gerekiyor  bazen de direnmek ama inkar asla şüphe asla kendinden şüphe eden gölgesini de bırakır ardında  hava çoktan kararmıştı kararların aydınlığı  vuruyor yüzüme  geç de olsa / bir iş vardı Kelly  verilen sözler  bir karşılık  iyilikler neticesinde  ne ya...

Helm's Bakery

bir parça gitti dediler hep birle başlar dedim doğduğunda kötü değilsin demişti  sonradan kanına kazırsın. yamaca gerilen yay  hedefe varana can kanıyordu. o zamanlar eskide kalmıştı  eskide kalan bir de koltuğum var. bakıyorum çekilen fünye  orjiye saplanmış inleyen yamaç. örgüden hayallere saplıyor  arizona kaplanı her şeye hayranlığın acı kahrı! işim olmazdı öyleleriyle  bulmaya çalıştığım bir hotel vardı  her şeyi ardımda bıraktıktan sonraki hayatım için  düpedüz ıskaladığım serüven beni köşelerde ölmeye  iterken. direniyordum. birden bir gider. direniyordum. benim için en büyük şeydi. damarlarım demirleşirken kötü alfabeler kullanıyordum muazzam el işçiliği. her şeyi alana her şeyi vermek rıza gösterene Cezanne renk mi? öldüğünde krallar da  son beyitleri ıslıklamıştı Mahler. evet olacak şeyler midenizi bulandıracak ve bunu anlattığınız da  kadehlerden kahkahalar taşacak ben de direneceğim. arkama baktım ve  önümdeki orduy...

Ulu

O gece aya tütsüyü üflemişlerdi Omurgasından soyunan bir ceylan kadar Kuşkusuz, gereksiz  Olduğunu şu serüvenimsi ama her şeyinden soyunup ama omurgasına kavuşmayan Kuantum ve gerçekleşen yaratılış heyulası Ve tüm sözcüklere sinen o kendinden boşalmış ulu düşmanlık Neredesin? Çünkü bana anlamın olmadığını söyledin Ey yedi cihanın koklanmamış, dokunulmamış gülü  Neredesin? Beni baştan yarattın! O gece aya küfürler savurmuşlardı, nereden bilebilirdim Beynime daha sonra çakacak bir şimşeği tohumlayacaklarını O gece ölebilirdim, Beni hemen kanlıca'da vurabilirlerdi Ama sönmedim, Üflenen bir tütsüydüm onlar için Yahut pasifik trenine bindirilmek üzere alıkonulmuş bir tatlı su balinası Evet, Onlar için bir önemim yoktu ve Bu sebepten vurmadılar beni, Kimseyi de bu yüzden vurmuyorlardı Şöyle söyledim onlara tabi beni duymadılar Çünkü kanadı kırık bir tan idim o sıra: Siz ne de güzel şairlersiniz, Keşke siz de olsam, Kendinden boşalmış ulu düşmanlığımı bulduktan sonra Belki.

Teğet Geçen Kurşunun Kanattığı Ruhun Sancısı

orman kapkara ve  yağmur kızgın, kızıl bir kaplan dişi kanla bulanmış dudakların arasından yüzyılın son anatomisi okunurken ceplerde maytap ve gümüş bir eşkıya dahiyane fikirlerin kapana kıstırılmış  son partisi, son danslar dumandan gaza geçiştir sanayi devrimi  ciğerlerimin bayram namazına soyunmasına  intihar girişimlerimden birisi daha denir sonuç olarak kaygan fayansa boşalan yağmur süvarisi coşku getirir dümdüz direksiyona hakimiyet tepetaklak olur ve kafadan sızan kan  bilgeliğin derin uykusunu özler kapanda kısılı kalmış umut kaynatan yürek ocağı sevmenin bir devrim  inanmanın bir geçiştirme olduğunu fısıldar ölümün acilen yaşamıma dönmesi için kapkara ormanın azı dişli kaplanına muhtacım tahayyül ehlinin susuz kalmış evrensel öncüsü olarak muammalı bir resital sadece atlar nalların en ucuna yükleyerek bütün yükü dans ederken kafamın ücrasında gökyüzü suskun sen yoksun kim olmalı, kim hiç yalnızlığın varoluşu mu kalabalıktan sadece yok olmanın özlem...